akillitelefonsuz

akıllı telefonumun defaatle bozulmasının ardından idareten tuşlu eski bir telefon kullanmak durumunda kaldım, ilk zamanlar mesajlaşma uygulamaları olsun, banka uygulamaları olsun zorlandığımı hatırlıyorum, çünkü baya bir işimi telefondan hallediyormuşum farketmeden fakat ikinci haftadan itibaren farklı şeyler hissetmeye başladım

bu arada  elimdeki eski tuşlu nokia pek tabi işimi görüyordu, arayabiliyor mesaj gönderebiliyor, alarmı da vardı hatta önünde feneri dahi vardı

akıllı telefonda ve mobilken internette geçirdiğim zamanın zero  (sıfır) değerinde insana hiçbirşey katmadığını görmeye başladım, çünkü garip bir şekilde telefon kapanınca bakıp izlediğim hiçbirşey aklımda yer edinmiyor, uçup gidiyordu

ikinci haftanın sonu, üçüncü haftaya doğru otobüste kafası önde eğik telefonlarına  gömülmüş insanlara dikkat etmeye başladım, kimisi mesajlaşıyor kimi haber okuyor kimi şekerli oyun oynuyor, ancak garip bir uzaklaşma hissetmeye başladım,  toplumunun istisnasız aynı davranış kalıplarını sergiliyor oluşu, beni istemsizce, akıllı telefon kullananlar ve kullanmayanlar daha doğrusu  akıllı telefonsuz da yapabilenler olarak insanları ikiye ayırma genellemesine mecbur bırakıyordu ki benim tarafımda genelde yaşlılar veya teknolojiyle işi olmayan insanlar vardı

aslına bakılırsa teknolojinin her getirisini olabildiğince hayatına dahil etmeye çalışan, güncel  biri olarak tanımlayabilirim kendimi ve bu akıllı telefondan ayrılma sürecinin benim için farklı bir parkurdan oluşan anlamları var, herşeyden önce doksanlarda büyümüş biri olarak, hayatımızın akıllı telefonla ne denli değiştiğini görmeye başlar gibi olmuştum, unuttuğunuz bazı şeyleri hatırlamaya  başlıyorsunuz diğer taraftan zihnimizin harici bir “akıllı”ya ne denli bağımlı hale geldiğini dışarıdan gözleyebiliyorsunuz  bu açıdan bakıldığında yaptığım şeyin aslında kendi başına  teknolojik bir girişim olduğunu söyleyebilirim

bir olgu bir sezgi bir resimden uzaklaşış

insanların sohbetlerinde, “geçen buna şu yorum yapmış, ayten geçen şunu yazmış” “ben onu bayadır takip ediyorum ” vs  muhabbetlerini ayırt eder hale gelmiştim ve bunlar ciddi ciddi belirli yaşlardaki insanların konuşmalarından duyduklarımdı, hatta bir keresinde ak saçlı bir amcanın telefonda köpürerek birisine yazdığı yorumun hesabını sorduğunu bile gördüm, dedim ya bir nevi deney yapıyordum ve bu gibi detaylar için artık algıda seçici olmuştum

her neyse efendim bir ayın sonuna doğru akıllı telefonların bizden aldıkları ve bize kazandırdıklarını görebilecek kadar resme uzaktan bakabiliyordum

öncelikle şunu  söylemeliyim, dünyada sosyal medyayı en yararsız ve boş şekilde kullanan toplumlardan biri olduğumuzu düşünüyorum, bu genellemeyi toplumsal gündemimize bakarak söylüyorum, daha medeni toplumlarda insanlar bu tür mecraları yaratıcılık olsun, yeni bir fikir, düşünce olsun birşeyler üretmek veya toplum bilincine artı bir değer katmak için kullanırken , bizim insanımız genel itibarıyla yarışmak, birbirini iğnelemek veya kendini tatmin etmek için kullanıyor, haliyle  sonu bucağı gelmez  münakaşalar içinde kayboluyor ve sonuç olarak kimsenin birşey kazandığı görülmüyor, twitterda arada yaptığım birşeydir “benim” yazar ve son atılan tweetlere bakarım, anlık olarak atılan ve içinde “benim” geçen tweetler genel bir istatistik için altın değerindedir

herneyse nerede kalmıştık akıllı telefonun kendisine döneyim

şimdi önce bir iyi yanı olduğunu farkettim onunla başlamak istiyorum, bizim gibi ortadoğu ülkelerinde insan ilişkileri, ailevi ilişkiler biraz daha alacalı bulacalı durumdadır, çok çeşitli insan tipi mevcuttur bizde, şimdi iyi yanı olduğunu düşündüğüm şey şu; eskiden aile içi şiddet olsun geçimsizlikler olsun bu gibi şeyler kolay kolay ortaya atılmaz, söylenemez, dile getirilemez idi, saklı kalırdı, fakat şimdi akıllı telefonlarla birlikte her evin içinde bir kamera var ve bu gibi olaylar saklı kalmıyor, çocuğa şiddet, aile içi geçimsizlikler vs bir şekilde gündeme geliyor  ve toplum içgüdüsel olarak gereğini yapıyor, bu iyi bir yan olmalı

gelelim kötü yanına, bildiğimiz klasik, iletişimi koparıyo, insanları robotlaştırıyo tarzı kötü yanların dışında kalan farkettiğim kötü yanlara

doksanlı yıllardan günümüze ışınlanmış biri gibi bakmaya çalışınca görebiliyorsunuz,  bir genelleme yapacak olursak, bizi daha küçük şeylere odaklanmaya mecbur bırakıyor diyebilirim akıllı telefonlar, ufak detaylara sanal renklere, ışıklara yani eskiden olduğundan daha farklı çalışıyor artık beynimiz,  daha bir “digital oriented”  dijital cihazlar sol beyni aktive ettiği için belki de kitlesel olarak daranışlarımız bu yüzden değişti , özellikle şehir ortamında yaşam insanlar arası diyalog çok değişti, bunu sanat akımlarında doğrudan görebilirsiniz, dans şarkı sözleri duygusallıktan öte mekanize olmuş  ve sürekli kendini tekrar eden bölümlerden ibaret gibi geliyor, insanlar arası diyalog  konuşma lugat duruş  bakış bakışaçısı artık tek bir yönlü ve tek kaynaktan öğreniliyor, sosyal medya

ben anadoluda bir süre çalıştım,  orada ergen yaştaki çocukların sohbetlerini muhabbetlerine çok defa misafir oldum, bu anadoludaki çocukların birer akıllı telefonu olmasına rağmen onu bağımlılık haline getirmemeleri, oyunlara sarmamaları, önceliklerinin hala motor traktör kangal köpeği vs  gibi şeyler oluşu, beni baya  şaşırtmıştı, hatırlıyorum, bu çocuklar şehirdekilerle aynı yaşlardaydılar  fakat benim için  “gelecek nesil istisnasız bağımlı geliyo” ön yargısını kırmışlardı, hatta hatırlıyorum oyun oynayan biri vardı o da tarlaya ekip biçme bilmem ne farming oynuyodu

bu kasaba çocukları hayatın içindelerdi, ayakları toprağa değmiş, gerçekliği senden benden başka boyutlarda yaşıyolardı,   telefon ekranlarındaki pikseller ilgilirini çekmiyor, o görsellerin sanal olduğunu biliyorlardı, çünkü ayakları toprağa sağlam basıyordu

bu çocuklardan gördüklerim  ve buna ilaveten bu telefonsuz kaldığım süreçte  edindiğim içgörü,  akıllı telefonların bizi çok küçük detaylara mahkum bıraktığı konusunda birleşiyordu,  küçük detaylar dünyası bilmem anlatabiliyomuyum piksellere indekslenmiş mutluluk hormonları 🙂

bunu en iyi belirli bir süre tuşlu eski bir telefon kullanıp, elinize dokunmatik akıllı bir telefon aldığınızda farkedebiliyorsunuz,  yazılar,  ifadeler  ekran rengareng ışıl ışıl  küçük bir dünya, keskin detaylar

bilmem neredeki hesaplarımız  ve oraya attığımız resimler bir olgu olarak saçma gelmeye başlıyor, “hayu hesap o hesap, o resimler, gerçek değiller, görüntü sadece”  diyorsun artık

internete sadece eve gelince bilgisayarımdan giriyorum genellikle müzik dinliyor veya ilgi alanım olan şeylere bakıyorum bana yetiyor, bir de altını çizmek istiyorum,  bu akıllı telefonsuzluk tekrar kitap okumamı ve tekrar birşeyler yazıp çizmeye başlamamı sağladı, örneğin bu bloga bu dönemde başladım mesela

ayrıca farkettiğim bir diğer unsur, bireysel olarak değil de toplumsal olarak gerçekten bizi çok sığ bir bilinç seviyesine çektiği durumu idi, öyle ki artık sınırlı sayıda kelimelerle, sınırlı sayıda kalıp cümlelerle  iletişim kuruyoruz, ne adam gibi derinliği olan konuşmalar ne de birşeyler kazandıran muhabbetler yaşanıyor ve sanki hep aynı şeyler söyleniyo, hep aynı şeyler tekrar ediyor ama biz bir şekilde yaşamaya devam ediyoruz

Toplum bilinci de bilgi yığılması yüzünden oldukça sığlaştı, gündemler bir anda değişebiliyor bir gün içerisinde iki gündem değişebiliyor ve bir önceki konu başlığı derhal unutuyor, artık bilinçler konu başlıkları arasında boğulduğundan önem sıralaması yapamaz hale geldi diye düşünüyorum.

Yerellik olgusu da ortadan kalkıyor mesela,  heryerde eşzamanlı  olarak popüler kavram ne ise onun direkt etkisi altına giriliyor ve bu kavramlar birden iletişimin temel unsurları haline geliyor kendi şehirlerimizde büyük bir monopolün parçalarını oluşturuyoruz ve yerel değerler özellikte şehirlerde yok oluyor her yer aynı yer olmaya başlıyor

hani biz öncesini biliyoruz, doksanları ve daha öncesini bilenler için diyorum, ama hayata neredeyse internetle gözlerini açmış bir nesil geliyor ki, ciddi anlamda  ağaçta yetişen elma veya dereden akan su kadar doğal sürecin parçası sanıyor bu tabletleri telefonları çünkü öncesini bilmiyorlar gözlerini açtıkları günden itibaren  sürekli bunun içindeler, kelimeler sınırlı anlamlar kısıtlı ve sınırlı sayıda sayıda  kavramla yaşamayı öğreniyorlar

geçenlerde yetmişlerde çekilmiş trt arşivinden sokak ropörtajlarını izledim de insanlar harbiden  daha bir derinlermiş, kafa yapıları bakımından yani daha bir ufukları açıkmış, tabi o zamanlar sokak ropörtajları öncesinden mutlaka bir deneme veya prova aşaması yapılıyodur ancak yine de kurulan cümlelerden ve anlatmak istenen mesajlardan insanların bugünden daha dolu olduğunu görebiliyorsun, fakat bugün yapılan sokak ropörtajlarında  aklı başında, konuştuğunu dinleten insan bulma oranınız görece daha az

bu bağlamda garip bir orantıyı da farketmiş bulunuyorum, konu dışına çıkar gibi olsam da not etmeden geçmiyeyim; geçmişe gidildikçe dilde aktif olarak kullanılan kelime sayısı farkedilir derecede artıyor, geriye gidildikçe bir kavramı veya bir olguyu temsil eden kelimeler çeşitleniyor zenginleşiyor, bu durum geriye gidildikçe belirginleşiyor, geriye gidişten kastım on yirmi yıl ranjında değil bin ikibin yıl bazındadır, şöyle baktığımızda  eski yunanca arapça farsça dillerinde  bu genişleme ciddi şekilde kendini gösteriyor, dildeki zenginliğin mezopotamya ve akdeniz toplumlarında antik uygarlıklarda tavan yaptığını düşünüyorum, örneğin Roma devletinde dili kullanma, sözlü hatiplik ve yazarlık müessesi toplumda başlıbaşınca bir aşaam durumunda idi, senatoya girebilmek için öncelikle iyi bir konuşmacı olmak beklenirdi.

Neden dil eskiden daha zengindi diye sorulduğunda cevap otomatikman geliyor, çünkü o zamanlarda insanların sadece dilleri varmış eğip bükecekleri, oynayacak ve şekilden şekle sokabilecekleri sadece dilleri varmış

Ellerinde bir oyun hamuru misali şekil verdikleri bu meşgalelerini ister istemez  en zengin en güzel biçimde kullanmaya başlamışlar, zira ondandır ki en güzel şiirler yine bu dillerden çıkar, en güzel masallar ve hikayeler yine bu dillerden bize kalmıştır, bu arada osmanlıca da bu anlamda muazzam bir deryadır

neyse işte telefonsuzluk bana bunları farkettirdi, tekdüze hale gelişimizi görebildiğim bir süreç

geçmişe duyulan bir özlemden midir bu deneye başlamamdaki sebep veya artık dijitalden sıkılmam mı bilmiyorum, ancak bildiğim şey bu cihazatın hayatımızı  ciddi anlamda değiştirdiği ve bazı değerleri kaybetmemize sebep olduğudur

yorum