kökü mazide olan ati anlayışı ile köklerinden, tarih ve geleneklerinden beslenerek yarınlara yürüyen bir Türkiye için yola devam.

B49D020F-3C4B-46F8-8E3F-0B0CF9D4F9DD.jpeg

Müslümanların Merhamet ve Şefkati

Cemiyet Hayatımız

Gerçek merhamet, şefkat ve cömertlik; kişinin sadece âile efradına ve yakınlarına olan iyilikleri değildir. Bilâkis, Peygamber Efendimizʼin buyurduğu gibi, en yakından başlayıp “bütün mahlûkâtı içine alan”, yani Yaratanʼdan ötürü bütün yaratılanlara gösterilen iyiliktir.

Efendimiz, ashâbına gerçek merhameti sormuş ve anne-babanın evlâdına beslediği türden, hayvanlarda da görülen bir merhametin yeterli olmadığını beyân etmiştir.

BÜTÜN MAHLÛKATA UZANACAK BİR MERHAMET

Şümullü bir merhamet; evlât ve akrabadan başlayıp, bütün mü’minlere, oradan, bütün insanlığa, oradan bütün mahlûkāta kadar uzanacak geniş kanatlar îcâb ettirir.

Cenâb-ı Hak, mü’minleri tarif ederken;

«Onlar birbirlerine karşı merhametlidirler.» (el-Fetih, 29) buyurmaktadır. Suçluyu, günahkârı affetmeyi, onu takvâ toplumuna kazandırmayı teşvik edici çok sayıda âyet-i kerîme vardır.

Kendisini taşlayarak öldürenlerin, şehâdet şerbetini tattığında ulaştığı makamı görebilmiş olmasını temennî eden Habîb-i Neccâr gibi, kendisini taşlayan Tâiflilere bedduâ etmek yerine; «Yâ Rabbi! Onlar bilmiyorlar!» diyerek hidâyetlerine duâ eden Efendimiz gibi şümullü bir merhamet duygusuna sahip olmak her mü’minin ufku olmalıdır.

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN MERHAMET VE ŞEFKAT UFKU

Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kendi şahsına izâfe ederek bize telkin buyurduğu şu merhamet ufku ne kadar mânidar ve yücedir:

“Ben her mü’mine kendi nefsinden daha ileriyim, daha üstünüm. Bir kimse ölürken mal bırakırsa o mal kendi yakınlarına aittir. Fakat borç veya yetimler bırakırsa, o borç bana aittir; yetimlere bakmak da benim vazifemdir.” (Müslim, Cum’a, 43. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 7)

Bu hasletleri kaybetmemek ve hakikî mü’minler olarak son nefeslerini vermek arzusunda olan ecdadımız, bir rahmet toplumu inşâ etmişlerdir. Hazret-i Peygamber’den aldıkları merhamet mayası ile hem insanlara hizmette hem de mahlûkāta şefkatte zirveye ulaşan nice vakıflar kurmuşlardır. O devirlerde ülkemize seyahate gelen yabancılar, hâtıralarında müslüman mahallelerde bulunan kedi ve köpeklerin insanların etrafında döndüklerini, diğer mahallelerde ise insan görünce hızla kaçtıklarını anlatırlar.

GAYRİMÜSLİMLERİN İTİRAFLARI

Türk düşmanlığıyla bilinen Avukat Guer şunları itiraf etmekten kendini alamamıştır:

“… Müslüman Türk’ün şefkati hayvanlara bile şâmildir. Bu hususta vakıflar ve ücretli şahıslar vardır. Bu şahıslar, sokaklardaki köpek ve kedilere ciğer dağıtırlar. Verilenlere alışmış olan hayvanlar da, besicilerin şefkatli seslerini o kadar iyi tanırlar ki, işitir işitmez hemen yanına koşmakta hiçbir zaman kusur etmezler.

Kasapların da her gün muayyen miktar kedi ve köpek beslemeleri, îtiyat hâlindedir.

Ayrıca Şam’da, hastalanan kedi ve köpeklerin tedavisine mahsus bir hastahâne vardır.”

Yani o zamanlar kedi ve köpekler bile müslümanların âbidevî merhametinin şâhidiydi.

“Müslümanı, Geçmişini kötüleme lobisine inat, kökü mazide olan ati anlayışı ile köklerinden, tarih ve geleneklerinden beslenerek yarınlara yürüyen bir Türkiye için yola devam. “

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2009 Ay: Eylül Sayı: 55

yorum bırakın